Duygu Demir
Söyleşi

Sharon Hayes: Seni Sevdiğimi Bilmiyordum

Duygu Demir ile söyleşi · Art Unlimited için · 11. İstanbul Bienali, 2009

22 Ağustos 2009 Cumartesi günü saat 16:00 civarında İstiklal Caddesi’nde yürüyenler kendilerini bir ses koridorundan geçerken buldular. Çaprazlama dizilmiş altı ses birbirlerinin ekoları içiçe geçerken aradıkları sevgiliye seslenen bir aşk mektubunu ellerindeki megafonlarla önlerinden geçen tanıdık yabancılara tekrar tekrar okudular.

New York’lu sanatçı Sharon Hayes’in düzenlediği bu performansın çekimlerinden oluşan tek kanallı video enstalasyonu Seni Sevdiğimi Bilmiyordum 11. İstanbul Bienali çerçevesinde Antrepo no:3’te izlenebilir.

Sharon Hayes ve Duygu Demir
Duygu Demir

İstanbul’a gelmeden önce nasıl bir araştırma sürecinden geçtiniz? Ya da daha da başa saralım, WHW’nin davetinden başlayalım…

Sharon Hayes

WHW’nin teklifini aldığımda hemen kabul etmek istedim. WHW ile daha önce de beraber çalıştım; onların politika ve estetik arasında kurdukları ilişkiyi ilginç buluyorum ve benim katılımım bir yana, onların böyle büyük bir projeyi üstlenmiş olmaları beni heyecanlandırdı. Bu tür uluslararası sanat üretim ağlarının bazıları diğerlerinden daha ilginç buluşma noktaları yaratıyorlar. Bana göre diğer bir neden ise daha önce hiç İstanbul’a gelmemiş olmam ve İstanbul Bienali’nin daha kopuk bir üretim çizgisi izleyen diğer bazı bienallere kıyasla şehirle, şehirdeki sanatçılarla ve politika/estetik arasındaki ilişkilerle daha yakın bir bağ kurma potansiyelinin olması.

Duygu Demir

Peki ya sizin araştırma süreciniz?

Sharon Hayes

Tabii başlangıç noktam “İstanbul nedir?” oldu. Türkiye’yi anlamak ve burada yaşamanın nasıl olduğunu kavramaya çalışmaktan çok İstanbul’da yaşamak nasıldır sorusuna odaklandım. Bu tabii New York’ta yaşıyor olmamla bağlantılı; New York’un ABD ile derin bağları var ve ülkenin tabii ki New York üstünde bir iddiası var ama New York o kadar çeşitli arzuları, orijinleri ve yatırımları olan insanlardan oluşuyor ki Amerika hiçbir zaman New York’u ele geçiremez. İstanbul ve Türkiye arasında da buna benzer bir ilişki var, bu da merakımın bir parçasıydı. İstanbul’un Türkiye’den ayrı değil ama ayrışmış bir tarihi ve mitolojisi var. Şu an üstünde çalıştığım proje aşk ve politika arasındaki bir ilişkiyi ele alıyor. Kişisel/mahrem bir arzunun ifadesi ile kamusal/politik bir arzunun ifadesi arasındaki ilişkiden yola çıktım, bence birey olarak isteklerimiz her zaman bir grup, bir kollektif ya da bir akım olarak istediğimiz şeylerle ilintili. Son zamanlarda üstünde çalıştığım ve aşk ve politika ilişkisini ele aldığım işlerde ABD’deki eşcinsel özgürleşme süreci ve tarihiyle ilgileniyorum. Amerikan tarihi ve kamusal alanda hitap bu son işlerimin büyük bir parçası; Amerikan tarihiyle olan ilişkim o kadar içselleşmiş bir şey ki daha önce hiç yaşamadığım bir şehre gelip kamusal alanda hitap ile ilgili bir proje yapmak benim için çok zorlu bir tecrübe. Kamusal alanda hitap bir konuşmacı ve bir dinleyici grubu arasındaki ilişki anlamına geliyor ve bir yabancı olarak dil ayrılığı ve kültürel farklar ya da ortak yaşamsal deneyimlerin yokluğu benim buradaki halk ile konuşmaya dayanan bir ilişkimin olmasını engelliyor.

Araştırma sırasında daha çok sosyolojik ve antropolojik metinler okudum. Hem Türk hem de yabancı yazarların, özellikle de kadın yazarların feminizm, mekan, şehir üstüne yazdıklarını. Aslında yaptığım okumalar da İngilizce ile sınırlı olduğu için çok dar bir alan oluşturuyorlar. Sonra kafamda oluşan fikirleri buradaki asistanım Özge Ünal ve tanıştığım insanlarla konuşarak yerine oturtmaya çalıştım. Biraz garip bir araştırma yöntemi belki ama olabildiğince geniş bir yüzey taraması yaptım diyebilirim.

Duygu Demir

Peki bu araştırma sürecinde edindiğiniz fikirler buraya gelip biraz gözlem yapma şansınız olduktan sonra neye dönüştüler?

Sharon Hayes

Buraya geldikten hemen sonra katılımcı aramaya başladık. Geldiğimde bugün okunan metni de bitirmemiştim, çünkü metni bitirmeden önce onu okuyacak kişilerle tanışmak istedim. Hem onlarla yaptığım konuşmalar hem de LAMBDA İstanbul ve Ankara’daki Kaos GL gibi aktif ve akımlarının tarihini çok iyi tutmuş olan LGBTT derneklerinin ve buradaki eşcinsellerin yaşadığı zorlukları araştıran sivil toplum kuruluşlarının araştırmamda büyük rolü oldu. İnsanlarla tanışmaya başladıkça şehir deneyimim de değişti, şehirde bir uçtan bir uca yürümek değişik karakterleri incelemek, onları dolaşmak haline geldi. Bugünkü performanstaki konuşmacılar, benim onlarla tanıştıktan sonra yazdığım bir metnin tercümesini okudular. Bence konuşma hakkındaki en ilginç şeylerden biri kişinin kelimelerle birleşmesi, bütünleşmesi ve kelimelerden anlam yaratan şey de bu, özellikle de politik veya kişisel arzudan bahsederken. Ben kimim, ne istiyorum, etrafımdaki isteyen, mücadele eden diğer kişilere karşın ne istiyorum gibi soruları sormak ve cevaplamak bu politik arzunun bir kısmını oluşturuyor. Burada yaptığım işte ve bununla ilişkisi olan politik ve kişisel arzuları üstüste koyduğum diğer işlerimde (Everything Else Has Failed! Don’t You Think It’s Time for Love? / Diğer herşey başarısız oldu, sence de sıra aşka gelmedi mi? ve I March in the Parade of Liberty but as Long as I Love You I’m Not Free / Özgürlük Geçitinde Yürüyorum ama Seni Sevdiğim Sürece Özgür Değilim ve Revolutionary Love / Devrimci Aşk) anlam o kelimeleri konuşan beden üzerinden çıkıyor.

Duygu Demir

Performansı gerçekleştirenleri nasıl bulduğunuzdan bahsedebilir miyiz?

Sharon Hayes

Amargi Kadın Akademisi ve LAMBDA etrafındaki camialar içinden öne çıkan, oyunculuk yapan kişilikler oldu. Bu son işlerimde bir tür melezlik var. Sanki politik bir organizasyon yapıyormuşum gibi insan arayışı içine giriyorum. LGBTT olan veya kendini LGBTT ile özdeşleştiren insanlar arıyorum ama yaptığımız şey politik bir hareket değil. Yani insanlardan LGBTT için, eşcinsellik hakları için «savaşmalarını» istemiyorum kelimenin klasik anlamıyla. Eğer işin bir parçasını kişisel arzunun somutlaşması, beden bulması olarak düşünürsek, ben bu beden bulmanın eşcinsel olmasını istiyorum. Bu somutlaştırmanın, beden bulmanın heteronormatif olmasını istemedim çünkü benim için bu iş özellikle eşcinseller için ayrılmaz halde olan aşk ve politika ikilisiyle ilgili.

Duygu Demir

Katılımcılar için yazdığınız davetiye bir işbirliği çağrısı gibiydi. Mektubun metni beraber mi yazıldı, yoksa katılımcılarla tanışmak sizin yazınız içeriğini mi yönlendirdi?

Sharon Hayes

Bir sürü olanağın ve senaryonun üstünde durduk ama sanırım sonuçta çıkan yazının bir işbirliği olduğu söylenemez.

Duygu Demir

Mektuptaki bazı cümleler daha önceki işlerinizden tanıdık geldi bana…

Sharon Hayes

Evet, bazı cümleleri hepsinde devam ettiriyorum. Mesela «İnsan bedeninde kapanamayan tek deliklerin kulaklar olduğunu biliyorum.» Bu her zaman bu işleri birbirine bağlayan önemli bir cümle olmuştur benim için. «Seni seviyorum» da hepsinde var tabii ki. Ama bu projede diğerlerine göre daha az ödünç alma vardı. En başından beri bir yazı işbirliği düşünmemiştim aslında ama olasılıklara açık bir kapı bırakmak istedim. bahsettiğin türde bir işbirliği daha çok zaman ve daha derinden kendimi buraya adamamı gerektirirdi.

Duygu Demir

Mektupta çizilen bazı rotalar var, yürünen belli yollar. Bahsedilen yerlerin bir anlamı var mı, bu yollar nasıl seçildi?

Sharon Hayes

İlgilendiğim iki şey vardı, birincisi, diğer mektuplardan farklı olarak bu mektupta şehirde hareket etme fikri ön plana çıktı. İstanbul’da ya da herhangi başka bir yerde genellikle eşcinsel olmakla ve alenen eşcinsel olmakla gelen tehlikeler var. Özellikle İstanbul’da aileleriyle yaşayan eşcinseller var ve İstanbul’da kamusal alanda eşcinsel olmak New York’ta olduğundan farklı. Şehrin içindeki güvenli alanların bir sınırı olması ve bu sınırın bazen bir duvar haline gelmesi ilgimi çekti. Aynı zamanda LGBTT camiasının yüzyüze kaldığı sorunlar ve üst sınıfın satın alması ile önceden değersiz olan yerlerin değer kazanması, bu yerlerdeki halkın yer değiştirmek zorunda kalması (gentrification) arasındaki ilişki, transeksüel seks işçilerinin hareketi gibi. Özellikle İstanbul’daki transeksüel kadınların son 10 yılda maruz kaldığı bazı şiddet olaylarına, yer değiştirmelerine ve güvenli alanların verdiği keyif ve huzur kadar kısılmışlık hissine de işaret etmeye çalıştım.

Duygu Demir

Performans için Beyoğlu’nu ve İstiklal Caddesi’ni seçerken de aklınızda benzer fikirler mi vardı?

Sharon Hayes

İstiklal. hem Beyoğlu yüzünden hem de cadde üzerindeki inanılmaz sirkülasyon bakımından daha önce eşine rastlamadığım bir yer. Aynı zamanda bir yabancı olarak kendi pozisyonuma sadık kalmam gerektiğini düşündüm; İstiklal’de yürüyen kalabalık İstanbullular, İstanbul dışından gelenler ve benim gibi yabancılardan oluşuyor ve bu jeopolitik mekanizmanın içine girmek benim burada nasıl konuşabildiğime paralel bir yaklaşım gibi geldi. Projenin aynı zamanda iyi yaptığı bir şey ise muhtemelen kendisine hitap edilmesini istemeyen bir topluluğu bir yerinden bir şeylere bulaştırıyor olması.

Duygu Demir

Bugünkü performanstan sonra neler hissettiniz?

Sharon Hayes

Çok mutlu oldum, bugünle ilgili en sevdiğim şey performansı gerçekleştirenlerin benim yazdığım bu metnin üzerinden kendilerini ifade etme yolları bulmuş olmaları. Ne tam olarak onlar, ne de tam olarak bendim bugün sokakta konuşan.

Duygu Demir

Bundan sonraki süreç nasıl bir süreç?

Sharon Hayes

Ben işlerimde hem olayla hem de olay olmayanla –yani dokümantasyonla- ilgileniyorum. «Olay olmayan» (non-event) diyorum çünkü aslında işin bu kısmının dokümentasyonun dışında, kendi başına konuşabilen başka bir varlığı olması benim için önemli. Bunu hiç bir zaman olayın kendisinden ayıramayız, her zaman gün orada birşeyin olduğunu ve yaşandığını biliyoruz ama videonun ayrı bir hayatı var. Burada yaptığım işin aşk ve politika ile ilgili yaptığım diğer işlerden bir şekilde ayrılıyor çünkü sokakta yaptığım diğer performansların dokümentasyonu sadece ses, görüntü değil. Revolutionary Love / Devrimci Aşk’ta da video kaydı yapmıştım ama bugün yaptığım farklıydı çünkü bu performansta herkes aynı metni okuyordu ama metnin vücut bulma şekli her seferinde farklıydı. Bu videoda benim ilgilendiğim konu ise ses ve beden arasındaki ilişki ve bedenle ses arasındaki ayrılma. Görsel ve işitsel olanın birbirinden ayrılıp birleşmesiyle ilgili birşeyler yapmayı düşünüyorum.

Duygu Demir

Bienalde bu eseri tek kanallı bir video enstalasyonu olarak görmekle bugün sokaktaki karşılaşma arasında nasıl bir fark var?

Sharon Hayes

Tamamen farklı deneyimler. Bence sokaktaki karşılaşma küçük. Yani büyük bir olaydı denilebilir, o sırada seslerden kaçamıyordunuz ama 20 dakika içinde bitti ve herşey normale döndü, büyük bir müdahale değildi, normal olmayan küçük bir şeydi. Performansı çok sevdiğim, böyle birşey yapabilmenin olabilirliğine işaret etmek benim için önemliydi. Ama bence enstalasyonda metnin daha çok duyulma şansı olacak ve halka hitaben özel bir anda yapıldığı daha görünür hale gelecek. Bence enstalasyonu izleyenlerin kişinin sesi –aynı zamanda politik anlamdaki sesi- ve bunun bizim kimliğimizle olan ilişkisi üzerine düşünme şansı olacak.

Duygu Demir

Sizce bugünkü performansa katılanlar neler hissettiler, bu onlar için nasıl bir deneyimdi? Ya da okudukları metin hakkında ne düşünüyorlar?

Sharon Hayes

Onların adına konuşmak istemiyorum, bu soruların onlara sormalısın. Ama şunu söyleyebilirim, onların ne hissettiği ve bugünden nasıl etkilendikleri benim için çok önemli. Metinde kendilerini bulabilmeleri benim için çok önemliydi ve bence bu oldu da, hepsi metni kendilerinden bir parça haline getirdiler. Çoğu performans sanatçısı ya da oyuncu, ama bugün rol yapmıyorlardı, sokaktan geçenler onların bir karaktere büründüklerini düşünmediler, kendi vücutlarıyla oradaydılar. Bugünkü performansa katılanlar çok aşina oldukları bir yeri, kendi şehirlerini tamamen farklı bir noktadan gördüler, izlendikleri kadar onlar da izliyorlardı ve bence onların oldukları konum çok ilginç. Umarım sanatçı olarak, oyuncu olarak ya da aktivist olarak onlar için de üretken bir tecrübe olmuştur.

Duygu Demir

Change of Place / Yer Değişikliği adlı işiniz çok ilgimi çekiyor. Tercüme ve onun etrafındaki problematik durumlara hassas olduğunuzu biliyorum. Bu yüzden merak ediyorum, bu işinizle ilgili geniş anlamıyla tercümeye dair ne tür sorunlar olabilir acaba? Bu işiniz başka bir ülkede, başka bir bağlamda sergilense nasıl olur? Bu işi başka yerlerde de sergilemeyi düşünüyor musunuz?

Sharon Hayes

Evet, evet kesinlikle. Bence kendi konuştuğunuz dili kullanmayan bir iş üretmenin ilginç yanı yaşanılan tecrübelerin getirdiği avantajların bir kırılma noktası olması. Bu durum bir çeşit mesafe oluşmasına izin veriyor ve işe üçüncü bir boyut getiriyor. Bu işi Kahire’de ya da Berlin’de sergilemek ve altyazı koymak üçüncü bir katman yaratıyor adeta. Ses ve dil birbirine o kadar bağlı şeyler ki böyle bir ekleme işin iyice genişlemesine ve dil konusundaki algılamanın açılmasını sağlıyor.

Art Unlimited için yapılan söyleşi. Sharon Hayes’in Seni Sevdiğimi Bilmiyordum performansı 22 Ağustos 2009’da İstiklal Caddesi’nde gerçekleşti; video enstalasyonu 11. İstanbul Bienali kapsamında gösterildi.