Duygu Demir
Söyleşi

İnci Furni: Daire

İnci Furni ile söyleşi · Ferda Art Platform, İstanbul, 2024

İnci Furni’nin Ferda Art Platform’daki yeni solo sergisinin ismi “Daire.” Sergi, kelimenin iki anlamını da kucaklıyor ve Furni’nin pratiğinde hem yaklaşım hem metod olarak kullandığı iki izleğe de selam veriyor: mekana özgülük ve oyun. Furni sergide Ralli Apartmanı’nın hem cephesinde hem içinde barındırdığı süsleme pratiklerindeki gibi bir çeşit doğayı ehlileştirme de olan floral çizgisel düzenleri tuval yüzeyine taşıyor. Aynı zamanda galerinin bulunduğu apartman dairesinin Fahrelnissa Zeid’in 1945 yılında kendi dairesinde düzenlediği ilk kişisel sergisinin de bir üst katında olduğunu aklında tutuyor.

Furni’nin bu sergisinde tavana yerleştirilmiş tuvaller Zeid’in kariyerinin daha ortalarında odaklandığı gibi perspektifsiz bir derinliğe, renge ve yüzey gerilimlerine odaklanıyor. “Daire” aynı zamanda Furni’nin Arter’deki kişisel sergisi “Bir An İçin Durdu”dan itibaren iyice görünür hale gelen oyun kavramıyla da birebir ilgili. Basit geometrik şekillerin ve boyasız ahşabın oyuncağa yakınlığı burada o sergiden devşirdiği daire şeklindeki platform-kaide ile bu mekanda seyirciyi karşılıyor. Yerdeki ve tavandaki resimsel yerleştirmeler Furni’nin son yıllarda benimsediği performatif resim pratiğinden de, yeni taşındığı stüdyosunun sanayiye komşuluğundan da izler barındırıyor.

İnci Furni ve Duygu Demir
Duygu Demir

Bir süredir yeni bir atölyede çalışıyorsun. Mekânın genişlemesi çoğu ressam için aynı zamanda tuvallerinin ebadının da büyümesi anlamına geliyor. Senin pratiğinde ebattan öteye geçen etkileri de oldu Sanayi’deki yeni yerinin. Mesela kullandığın teknik de sanayileşti. Serginin kendisinden bahsetmeden önce bu yeniliklerden başlayalım mı?

İnci Furni

Bomonti’deki eski atölye-evimde ebatları büyütmüş kapıdan girmeyen tuvalleri pencereden içeriye almış ve çıkarmıştım. Ebat ve mekân ilişkisinden öte, domestik alanda çalışmakla sanayide düz ayak bir işlikte çalışmanın arasındaki farkları vurgulamak daha önemli gibi geliyor bana. Hareketler kesinlikle farklılaşıyor. Yüzey karşısında hareketlerimin rahatladığını ifade etmeliyim. Teknikle ilişkim ise aslında şöyle gelişti: Arter’deki sergimin açılmasından hemen sonra pistole ile ilk denemeleri yaptım. Sonra giderek katmanlaştı bu teknik. Buraya–yani şehrin ortasındaki küçük sanayiye–taşındıktan sonra iyice fark ettim ki baskı teknolojileri ve çeşitli üretim tekniklerinin boya ile başka bir ilişkileri var. Mesela araba boyacıları vs. boyayı püskürtme tekniğini kullanıyor. Böylece fikirlerim belki katmanlaştı. Toksik sanayi kültürünün teknik olarak izlerini taşıyan bir yola girdim sanırım. Burada da çoğunlukla kağıt kullanıyorum. Yırtıyorum, yuvarlıyorum, şekilden şekle sokuyorum. Bu sergi içinse tuvallerin gergin yüzeylerini kullandım…

Duygu Demir

Bu bahsettiğin kesme, yırtma, yuvarlama hareketlerini kağıdı sadece bir yüzey olarak görmemenin işareti gibi de düşünebiliriz. Bu sergide kağıt aslında senin için kalıp işlevi görüyor. Hem bu kompresörle boya püskürtme yönteminin alan hakimiyetini genişletmesi, hem de tasvir ettiğin hareketler daha önce kullandığın bir tabiri aklıma getiriyor: Performatif resim. Atölyede ne kadar ayakta durduğunu biliyorum, aslında fiziksel bir aktiviteden bahsediyoruz. Bu süreci biraz açabilir misin?

İnci Furni

Kağıt mütevazi bir yüzey benim için, mütevazilikten kastım şu; gündelik, hafif, herkesin kullandığı bir malzeme. Evet, yalnızca üzerine resim yapılan bir yüzey olarak görmüyorum kağıdı. Aslında hiçbir “nesneyi” işlevinden ibaret göremiyorum. Kendisine bakıyorum, olduğu haline. Bu nedenle kağıdın fiziksel özelliklerinin (eğilme, bükülme, yuvarlanma, yırtılma, vb.) daha da ortaya çıktığı biçimlerini kullandım. “Still Life” (2022, Galerie Krinzinger, Viyana) ve “On Color” [Renk Üzerine] (2023, Bils, İstanbul) sergilerini hatırlatmak isterim.

Kalıp terimi çok isabetli, özellikle bu sergi için yaptığım cut-out’lar hareketi görece zapt etmek için kullandığım bir arayüz, fakat edemiyorum. İmajları ve renkleri kaydırıyorum ve bu kaydırmalardaki amacım, kötü baskı resimler, hatalı imajlar gibi görünmesini istemem. Pistole ile çalışmak daha geniş yüzeylerde hareket etmemi de sağladı. Fırça-kol ilişkisinden, bütün bedenimle harekete, performansa geçtim bence. Elbette her resim yapma biçimi performatif bir geri plana sahip, fakat optik yanılsama veya işçilik üzerine kurulu bir performanstan bahsetmiyorum ben burada. Bizzat yüzeyin karşısında geçen hareketli zamanımın izlerinden bahsediyorum. İster bir imajı olsun, ister olmasın performatif, doğaçlama bir süreçle şekilleniyor. Sulu boyalar da öyle hepsi akışkan ve o anlarda biçimleniyor.

Duygu Demir

Cut-out yöntemi ve kullandığın renk paletinin çocuksuluğu aklıma hemen Matisse’i geç dönem işlerinin getiriyor. O da tuval yüzeyinden duvarlara atlayan bir ressam. Sen de bu sergide desenlerini tavana taşıdın, bu bir yandan galeri mekânının bulunduğu binanın art deco özelliklerine göz kırpıyor, diğer yandan da senin Potpourri (2024) serisiyle kullanmaya başladığın söz dağarcığı diyebileceğimiz floral süslemeye, doğayı ehlileştiren domestik obje ve mekânlara da uzanıyor. Mesela bir vazoyu buluntu nesne olarak düşündüğün ve onun imge dünyasından yola çıktığın desenlerin var. Bu ilginden bahsedebilir misin?

İnci Furni

Matisse’nin cesur renk kullanımını ve dekoratif ögeleri resme dönüştürme becerisini, cüretini hep çok iyi buldum. Benim için riskli yerlere de varıyor. Mekânlara resmi yayma ve yerleştirme biçimi de öyle, ne mutlu ki sadece onun yaptığı birşey değil bu, o da bir geleneğin parçası. Matisse renkli dekupe formlar ile kolaj yapıyor. O dekoratif, stilize dili çok zevkli ve bu teknikle mekâna yayılması-yerleşmesi kolay olmuştur diye düşünüyorum. Kolaj; 20. yüzyıldan bugüne başlı başına dallanıp budaklanan bir mevzu.

Ben, bu kullandığım cut-out’ları dijital baskı kültürünün toksik arayüzlerine benzetiyorum. İmajı maskelemek için kullanıyorum. Üst üste çalıştıkça kirlenmelerini de çok iyi buluyorum.

Son dönemde renkli armonilere çalışıyorum, bundan önce de monokrom bir çalışma dönemim olmuştu. Renk, dekoratifleşme riskini de içinde barındırıyor. Bunu sanırım şöyle açıklayabilirim sana; İmalathane’deki sergide (10: Soyutlamalar, İmalar ve Mütalaalar, Bursa, 2023) yere paralel olarak yerleştirdiğimiz “Engeller” desenlerinin armonisi ara renkler, tonlar ve grilerden oluşuyordu. İşin içerik olarak yerleştiği düşünsel zemin ise, başka bir gerçekliğe referans veriyordu. Son beş yılda yaptığım kişisel sergilerimden birinde, (“Still Life” 2022, Galeri Krinzinger, Viyana), Monica Bonvicini ile yan yana salonlarda, ikili bir eşleşme ile bir araya getirildik, işlerimizin birlikte okunması ilginç oldu bence. 2023’te, İstanbul’da Bils’deki sergim Prova’da ise gömlek-tarih-beden-marka ilişkisi üzerinden rengi ele almıştım. Davet edildiğim grup sergilerinde de renkli armonileri sadece güzellik bağlamında ele almadım ben. Oyunlarda dahi bu böyle olmadı.

Şu ana dönersem buradaki sergiyle ilgili benim açımdan son derece önemli bir konuyu vurgulamak istiyorum. Ne ölçek olarak, ne de yerleşim biçimi olarak bir galeri sergisi yapmak değil niyetim. Ralli’nin üslubuna, tarihselliğine ve bugünkü kimliğine dikkat çekerken, mekânın bana sunduğu potansiyele işaret ettim ve oraya yerleştim. Resimle kurulan ilişkiyi değiştirme isteğim de baki. Sergi bir nevi enteriör olarak yerleşti. Yani sadece resmin konusu olarak bakmayalım bunlara. Tıpkı natürmort ve portre yerleştirmelerindeki gibi, mekânla kurulan ilişki burada da ön planda.

“Potpourri”yi internette görmüştüm. Kolonyal dönemde yapılmış, üzeri vahşilik temsili imgelerle sarılmış seramik bir vazo o. Önce ne kadar iyi bir form dedim, evire çevire tasvir edilmiş. Sonra iç içe geçmiş ne idüğü belirsiz şeylerin vahşilik tasvirleri olduğunu anladım. Garip bir hayvan, fazla renkli karmaşık bitkiler, yabani temsiller diyelim. O sırada Viyana’dan arkadaşlarım Hanakam-Schuller sanatçı ikilisiyle benzer içerikli bir sergi projesi üzerinde konuşuyorduk. Ben bu sergiye “domestik iç mekânlara, alanlara, doğa fragmanlarını nasıl yerleştiriyoruz?” sorusuyla dahil oluyordum. Mermer yüzeyler, vahşi ve stilize doğa resimlemeleri, süslemeler, çiçekler ve nesneler. Her yüzey bu desenlerle örülü. Tuvallerde tekrar ettiğim, iç içe geçmiş floral imajlı resimler bu süreçte netleşti.

Duygu Demir

Buna dokunmana çok sevindim. İnternette bulduğun vazonun üzerindeki imge dünyasına yakından baktıkça farkettiğin, güzelin (ya da çekicinin diyelim) –ki bu renk olabilir, şekil olabilir, ya da göstergenin kendisi, ama büyük ihtimal bunların hepsinin bir karışımı– arkasında her zaman daha rahatsız edici bir şeyin hazmettirildiğini farkediyoruz. Bir de bu vazoyu internette görmüş olman, yani aslında imgelerin dolaştığı yerin de aracılardan geçmiş haliyle bir karşılaşma. Doğaya dair şey katman katman uzaklaşmış ve çeşitli kayma ve sapmalara da uğramış durumda. Resimlerinde de kayma ve sapmalar var. Sanayide çalışmaktan konuşurken de baskı teknolojilerinden ve hata baskılarından biraz bahsetmiştin. Kusursuzmuş gibi gözüken ya da çekici renk armonileri ile göze hitap eden bu kıvrımlı çizgilerin arada bir “erör verdiği” bir yüzey üretiyorsun. Neden?

İnci Furni

Evet, bu imgelere çoğu zaman internette rastlıyoruz. Görsel ve parçalı bilgilerin ağ havuzu internet. İmgeler ait oldukları bağlamlardan başka bağlamlara akıyor. Dezenformasyon, kayma ve sapmalar oluşuyor ister istemez sanırım, bu konulara çok da hakim değilim. İnternetin “efektli” diye tabir edebileceğim bir görsel dili var ve başka bir gerçekliğe ait. Bu ilgimi çekiyor aslında ama tam da kavrayabilmiş değilim.

Resim yapmak teknikler arasında zaman zaman “İlkel” bulunabilen bir mecra, resim yüzeyi üzerine düşünüp çalışıyorum ben. Genelde seçtiğim çalışma yöntemleri de ilkel: Cut-out’ları kendim yapıyorum, baskı merkezinden çıktı almıyorum. Bristol kartonunu kullanıyorum. Sanayi bölgesine atölyemi taşıdığımdan beri gördüğüm şeylerin başında, bahsettiğim dijital baskı malzemeleri geliyor. Ayrıca yapay başka malzemeler de var. Bunların etkisini hissediyorum. Baskı teknolojisine benzer bir teknik olan pistole tekniği, boyayı yüzeye püskürtüyor, toz parçacıklarına dönüşen boya yüzeye tutunuyor veya dağılıyor. Bu nedenle üst üste imajları kullanabiliyorum, ilk ve son katmanlar arasındaki katmanlar da görünür oluyor. Hataysa hataları da kapatamıyorum. Resimlerdeki hareketli çizgileri ikili, üçlü kaymalarla boyamak, imajları tekrar etmek, yüzeyi hareketlendirmek, resmin kendine ait gerçekliğine su taşıyor.

Bu bir doğa taklidi değil. “Vivid” canlılığın resmi. Ve resimler günün sonunda sadece kendisi ve kendini temsil ediyor.

Duygu Demir

Şöyle diyebilir miyiz acaba İnci? Resim eski bir gelenek ve belki de senin dediğin gibi ilkel bir teknik. Fakat ilk baştan beri görme biçimlerimizi kaydeden bir arşiv/hafıza aslında. Bugünün görsel kültürünü düşündüğümüzde de görme biçimlerimizi etkileyen bir sürü katman var: fiziksel olan, yani birebir gördüğümüz manzara, onu da ancak kendi sınırlarımız içinden algılıyoruz. Daha sonra bunun yüzeye geçirilmiş ve etrafımızı saran halleri, mimari, resim, fotoğraf, vs. Sonra bunların tek boyutlu yüzeye farklı transfer şekilleri, yani baskı teknikleri ve onların getirdiği özellikler. Diğer bir katman da ekran ve onun yüzeyi. İnternet. Aslında senin Daire’de yaptığın yerleştirme bunların hepsini bu yüzeylerde ve mekan algısında kayma ve sapmaları da göz ardı etmeden bir araya getiriyor. Bunu yaparken kendi üretim biçimini ve oyun alanını da bize gösteriyor, belki oyununa davet ediyor. Ne dersin?

İnci Furni

Evet, yorumun çok isabetli! Son kertede bu sergiye baktığımızda bahsettiğin katmanlar, yüzeyler ve teknoloji ilişkileri, etkileri, tüm yüküyle varlar. Hafifletmeye çalışıyorum.

11 Kasım 2024

İnci Furni’nin Daire (Flat/Circle) sergisi vesilesiyle yapılan söyleşi · Ferda Art Platform, İstanbul, 12 Kasım – 7 Aralık 2024.